Hakkımızda

Hoş geldin sevgili ziyaretçi. Buyarı okuyorsan muhtemelen sende merak uyandıracak kadar güzel yada kim ulan bu denyo dedirtecek kadar kötü bir iş yapmışımdır. Ben ilkini yaptığımı düşünüp egomu şişire durayım, sende oku bakalım hakkımda neler yazmışım.

Öncelikle ismim Kerim Potuk. Doğum kütüğüm Çankırı ilinde. Çankırı il mi oldu diye bir soru geçtiyse aklından, hemen burayı terket. Evet Çankırı bir il. Plakasıda 18. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğundan bu yana il. Öncesini araştırmadım; sorma. Doğumum 21. yüzyıla 11 sene kala olmuş. Sabahın altısında verdiğim rahatsızlıktan ötürü annem o günü hersene aynı gün hatırlatır bana. Kara bir gün olmalı onun için.

1. sınıfın tamamını ve 2. sınıfın bir dönemini köy okulunda okudum. Benimle aynı sınıfta 1. sınıftan 5. sınıfa kadar 34 tane adam vardı. Hafızam iyidir yani. Sözelci olsam prof. olmuştum işte şimdiye. 2. sınıfın 2. döneminden sonra Ankara derler bir il var Anadolu’nun ortasında. Biraz kıraç ama her ne hikmetse pek bi kalabalık. Oranın Etimesgut isminde birde ilçesi var. Oraya taşındık. Hala hatırlıyorum şehirler arası yolda kamyonun kasasındaki, alüminyum tenceremizin kapağının rüzgardan yola fırladığını. Daha şehre taşınamadan kazığı yemeye başladık anlayacağın. Neyseki Etimesgut’a vardığımızda pekte köyümüzden farklı olmadığını gördüm. Şimdi anlatsam size oraları Etimesgut’ta şu anda oturan birisi söver bana anlattığın yerler burası değil diye. Böylesine köy görünmlü bir yere geldiğim için pek zorlanmadım alışmakta.

1997-2000 arası orada dayıma ait bir gecekondu da yaşadık. Babam hemen yanımızdaki inşaatta bekçilik yapıyordu. Sağolsun şehre yeni gelsekte hiç bir maddi sıkıntı çektirmedi bizlere. Dişini tırnağına takıp çalıştı. 3 yılın sonunda köyden kalmış olan traktörümüzü, patozumuzu, römork’umuzu (ramuk diyoruz biz buna normalde) ve diğer tarım aletlerimizi satarak Sincan’da 2.800.000.000 liraya bir ev aldık 120 metrekare.

Taşındığımız zamanlarda Sincan Etimesgut’un yanında Paris gibi kalıyordu her ne kadar şimdi tam tersi gibi dursada. Bende o aralar 4. sınıf öğrencisiydim. Yine dönem arasında taşınmıştık. Bir dönemi trenle Etimesgut’a git gel yaparak bitirdim. Sonrasında da okulumuda Sincan’a taşıdık. Bu arada Etimesgut’taki sınıf öğretmenim Ayşe Şahan’ın ellerinden öperim. Çok niyetlendim yanına gidip elini öpmeye ama hiç kısmet olmadı. Muhtemelen şimdilerde emekli falanda olmuştur. Sincan’da kayıt olduğum okul bizim binanın hemen 5 bina yanındaydı. Mahallem bir çocuk için güzel bir mahalleydi. Liseye kadar da herşey güllük gülistanlık.

Liseye başlamam ile birlikte güllük gülistanlık geçen o yıllarım bir anda zehir oldu bana. Normalde çok başarılı bir örenciydim ben o yıllarda. Okulu, öğretmenlerimi falan çok severdim ama liseye kadar işte. Liseye de bir öğrenci olacak başarılarıma başarı katarak başlamıştım aslında. Milliği eğitimin yaptığı sınavlarda Ankara 2.liğim çeşitli resmi ve özel kuurmların yaptğı bilgi yarışmalarında da çeşitli derecelerim vardı. Birde gözlüğüm vardı ki inek tasvirini size brakıyorum. Dur hatta 1. sınıfta lisede iyiydi. Mevlüt hocamın hakkını yemeyeyim beni hep korurdu etraftan. Okuduğum okul pislik yuvası olduundan dolayı bunada ihtiyaım vardı açıkçası. 2. sınıfa geçtiğimde Mevlüt hocamın yerine başka bir okul müdürü geldi. İsmi lazım değil talim terbiye kurulundan gelme terbiyezi bir sarı çiyan. Kendisini tanısanız eğitim öğretimin geleceği ile ilgili olumlu bir düşünceni kalmaz. (Ya talim terbiyenin hepsi bunun gibiyse.) İçimden bela okumak geliyor ama yapmayağım. İsmi lazım olmayan o sarı çiyan geldiği günden bu yana hiç yıldızımız barışmadı. Okul it kopuk yuvası ama herkes aynı değilki be aşifte. Sen üniversiteden mezun olurken hiç mi rehberlik dersi almadın. Yada ders anlatılırken… (cümlenin devanını getirmeyeceğim kötü yere gidiyorum.) Okulu bana zindan etti anlayacağınız bitiresiye kadar. O geldikten sonra afedersiniz bok kadar değerimin olmadığını düşündüm okulda. Hatta bunu hissettim. Bu hissiyatım yüzünden yoldan da çıkıyordum bir ara ama kısa yoldan döndüm Allah’tan. İyi kötü liseyi bitirdim işte. Son senemdeyken o sarı çiyan ve birkaç idareci hakkında soruşturma açılmıştı okulda. Yolsuzluk, keyfi uygulama vs. İncelemeye gelen müfettişler bBenden ve benim gibi birkaç arkadaştan ifade vermemi istemişlerdi. Bildiğimi üstüne hiç katmadan anlattım yazılı olarak. Sonradan duydum ben liseyi bitirdikten 2 ay sonra görevden almışlar. İçimde kendisine karşı acıma duygusunun olmadığı belki tek insandır. Allah yolunu öğrencilerle kesiştirmesin.

Dur bi silkineyim lise yıllarımı düşünmek bile geriyor beni. Biraz rahatlayayım. Bekle. Biraz daha bekle. Heh şimdi tamam. Liseyi bitirmiştim bir şekilde. O yaz öss sınavına girdim. (O zaman ki adı Öss’ydi üniversitelere giriş sınavının.) 300 üzerinden 247 ham puan ve 84 kul puanım ile birlikte 331 puan aldım. O zamanlar ki katsayı zıkkımı yüzünden sadece bilgisayar öğretmenliklerini seçebiliyordum. Seçtimde. Gelmedi birşey ama “Her işte bir hayır vardır” derler ya o zamanda öyle oldu. Sınav sonuçları açıklandıktan 1 ay sonra falan, halan etkisini sülalecek yakinen hissettiğimiz trajik olaylar oldu ve ben haziran ayının sonlarında girdiğim döküm fabrikasında 15 ay boyunca çalışmak zorunda kaldım. Hem ev geçimi hemde farklı durumlar için böylesi gerekiyordu. Çok geceler uykusuz kaldı o aylarda ve çok geceler yorgunluktan ayakta uyudum. İnsanın hayatında yaşamak istemeyeceği şeylerdi ama dedim ya herşeyde bir hayır var diye. Üniversiteyi kazanamak hayırlı olanıydı benim için o dönemde ve çalışmak. O 15 aylık sürecin sonunda yeniden girdim Öss sınavına. O yıl yine 331 puan aldım. Neredeyse puanımın küsüratı ve Türkiye sıralamama kadar herşey aynıydı geçen yıl ile. Ama o sene 18 tercihimden Samsun’a yerleştim.(24 tercih hakkımız vardı.) Hemde tercih listesine eklemeye tenezzül etmediğim onlarca okul varken.

2008 yılının eylül ayında dayım ile Samsun’a gidip okula ve yurda kaydımı yaptırdım. Kaydı yaptırdığım o dakikadan itibaren hayatımın en güzel 5 yılını yaşadım Samsun’da. ( Okul 4 yıllkta ben 1 senede amortiden okudum ) Samsun’da geçirdiğim yıllar içinde ilk defa sorumluluklarım bu kadar azdı. Bir çocuğun ne sorumluluğu olur demeyin. Çocukluğumda bile çocuk gibi olduğumu hatırlamıyorum. Hep bir yetişkin gibi davranmam beklendi benden. Samsun’daki sorumluluklarım alıştığımın ve kaldırabilecğeimin çok altındaydı. Bundan dolayı mthiş bir rahatlık ile günümü gün ettim desem yalan olmaz. Yanlış anlamayın disco – bar gezmedim her gece. Ama canım her istediinde istediğim hemen herşeyi yapabildim orada. Tabi aşırıya kaçmadan. Geçen yıl tarih 1 temmuzu göstediğinde ise mezun oldum oradan. 2 aylık aranın ardından ise Düzce’de yüksek lisansa başladım. Şu anda ders aşamasını bitirmiş durumdayım ve tez aşamasının başlangıcındayım.

İşte genel olarak benim geçmişim böyle. Karakterim hakkında söyleyebileceğim fazla birşey yok sana. Mantık doğrultusunda hareket eden bir insanım. Kimseyi kırmak istemem beni yada sevdiklerimi kırmadığı sürece. Kimseye bağlanmamda sende yanlış giden birşeyler hissettiğimde yanlışın niteliğine göre gerekirse gözümü kırpmadan silerimde. Pek fazla dost diyebileceğim seviyede arkadaşımda yoktur. Az ama öz derler ya öyle benimkisi. Onlarla mutluyum. Gerisi hikaye.

Blog dünyası ile tanışmam ise üniversite 3. sınıfta oldu. Mayıs ayının 7’si civarında almıştmı blog açma maksatlı ilk domainimi. O günden bu güne birkaç tane teknoloji blogu açtım. (O zamanlar onlara blog diyordum) Donanım problemleri ile ilgili yazmak için bir blog açtım. İzlediğim filmleri falan yazmak için blog açtım, Galatasaray haberleri ile ilgili blog açtım. Açtımda açtım. Hepsinin sonunda hüsran oldu. Şimdi baktığımda çokta hüsran değil aslında, epeyce ders çıkarmışım ama o zamanlar öyleydi tabi. İsmimle açtığım ilk blogum epey tutmuştu. Üzerinden epey para kazandım Sonra sıktı beni o işler. Benimle aynı haberi 500 farklı site daha veriyordu. Çeşitli yollardan geçtim işte ve sonunda kişisel blogda mutluluğu buldum. Bana bu güne kadar en az kazandıran site bu oldu (sadece 50 lira) ama en büyük mutluluğuda bunda buldum. Mutlu bir toplum için gerçekten kişisel olan bir kişisel blog açın. Buda slogan olsun. Şimdi aklıma geldi.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar sevgili ziyaretçi. Senin de burada yazmayıpta merak ettiğin bir konu varsa çekinmeden sorabilirsin. Büyük bir samimiyetle soruna cevap vermeye çalışırım. Tabi sende sorunda samimi olman koşuluyla. Hadi kendine iyi bak.

Leave a Comment